Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ

Rûm kelimesinin "Romalı" demek olduğunu pek çok  kimse bilir. Rûmeli de elbette "Romalıların ili, ülkesi" demek. Fakat bu Rûm kelimesi tarihimiz içinde öylesine kökleşip dal budak salmış ki,  bütün dallarını budaklarını bir çırpıda görmemiz zorlaşmıştır.     

   Anadolu, dünya tarihinin en büyük impatorluğu olan Roma İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Türkler Anadolu'ya ayak basmadan önce,  tıpkı Türk olmayan Müslümanlar gibi (Araplarla İranlılar), bu topraklara Diyar-ı Rûm diyorlardı. Diyar-ı Rûm, Rûmeli demek olduğuna göre, Anadolu ile Rumeli o zaman eşanlamlıydı.

   Rûm,"Romalı"nın Arapça biçimi (روم). Biz de Arapçadan almışız. Asıl kaynak Latince Romanus, Roma.  Ama Arapçaya Yunancadan geçmiş olabilir. Yeni Ahit'te, Aziz Pavlus'un Hıristiyanlığın öğretilerini açıkladığı bir metin "Pavlus'tan Romalılara Mektup" başlığıyla yer almıştır. Pavlus bu metni Yunanca yazmışsa (İ. S. 64'te yazmış),  onun kaynağı Halk (Koine) Yunancasındaki Rome (ΡΩΜΗ) olur.

   Kur'an sûrelerinden biri de Rûm sûresi adını taşır.  Bu sûrenin  "Rûm" kelimesinin geçtiği ayetleri şöyle: “Rûmlar yenilgiye uğratıldı; onlar yeryüzünün en yakın bir yerinde, bu yenilgilerinden sonra galib duruma geçecekler. Birkaç yıl içinde. Hüküm  önünde sonunda Allah’a kalmıştır." ( 2-4)  Burada da Rûmlardan kasıt Romalılar. Hıristiyan inancına bağlanan Romalıların ateşe tapan İranlılara yenilmişlerken bir süre sonra onları yenecekleri, Müslümanların da bundan sevinç duyacakları bildiriliyor.

    1071 öncesinde Diyar-ı Rûm'da yaşayan Rûmlar, Hıristiyan Doğu Romalılardı. On birinci yüzyıl ortalarında, 1054'te Konstantinopolis Kilisesi ile Roma Kilisesi birbirlerini aforoz etmişler, böylece yeni bir mezhep, Ortodoks mezhebi doğmuştu. Bundan sonra Rûm terimi Anadolu'da yaşayan bütün Ortodoks cemaatlerini kapsar oldu. Bunun temel sebebi Anadolu Ortodokslarının  Hıristiyanlığı Yunan dilinde öğrenip benimsemiş olmalarıdır. Rûm kelimesi, bu yüzden, tarihin akışı içinde önce  anlam genişlemesine, sonra da anlam daralmasına uğradı. Fakat bu anlamlar belirli bir dönemde ortaya çıktıktan sonra kaybolmamış, sonraki dönemlerde de ikisi, üçü aynı zaman diliminde yan yana kullanılabilmiş, Rûm'un tarihî anlamları böylece iç içe geçmiştir. Osmanlı metinlerinde "Rûm"la neyin kastedildiğinin yoruma bağlı kaldığı, ya da kesin olarak  anlaşılamadığı kullanımlar da  görülmüştür. Bu anlam kaymalarını zaman sırasına göre verelim.     

   

 —  (başlangıçta) Romalı: Rûm. Fatih Sultan Mehmed'in vezîriâzamlarından Rûm Mehmed Paşa bu kullanıma bir örnek olarak verilebilir. Tam bir Romalıdır. Istanbul'un kuşatması sırasında esir düştükten sonra ihtida edip sadrazamlığa kadar yükselmiş, Osmanlı Devleti'ne büyük hizmetleri dokunmuş olan bu devlet adamı tarihe bu adla geçmiştir. Üsküdar'da yaptırdığı caminin adı bugün de  Rum Mehmed Paşa Camii'dir.      

 —  (1071'den önce ve sonra Anadolu'da, Balkanlar'da birkaç yüzyıl boyunca) Hıristiyan  /  Ortodoks  halk  (Yunanca konuşan Doğu Romalılar / çok daha sonrasının Yunanları, Makedonlar,  Sırplar, Bulgarlar; Ermeniler, öteki Hıristiyan cemaatler).  

       —  (1071'den başlayarak Anadolu'nun Türkleşmesiyle)  Müslümanlar da içinde olmak üzere  

       Anadolu halkının tamamı. Bundan sonra Rûm'un Romalılık ile hiçbir ilintisi kalmıyor.   

    — (Son yüzyıllarda) İlkin Anadolu ile eşanlamlı olan Rumeli, daha çok, Osmanlı

 Devleti'nin Avrupa'da, Trakya ve Balkanlar'da bulunan bölgelerinde oturan Hıristiyan;  Yahudi ve Müslüman halkları adlandırmaya başladı.

     — (en sonunda) Anadolu ve Trakya'da oturan, Yunanca konuşan Osmanlı Ortodoksları  hakkında kullanılır oldu.

    Türkçede bu cemaate hep Rûm dendi, hiçbir zaman "Yunan" denmedi; konuştukları dil de Türkçede hep Rumca diye anıldı.  Türkiye'de Yunan kelimesi Yunanistan'da yaşayanlar hakkında kullanıldı hep. Bugün Kıbrıs'ta yaşayan, Yunanca konuşan halka da Kıbrıs Rûmları diyoruz. Bir yanlış anlamadan doğmuş olsa bile, bugün bu halka Yunan değil de hâlâ Rûm denmesinde bir incelik var. Çünkü Rûm kelimesi, Anadolu'nun bu kadim halkının bu toprakların bir halkı olarak görüldüğünü gösteriyor. Bu halkı bu topluma daha çok yaklaştırıyor.    

     Öte yandan, Rûm, Rûmî kelimelerinin Müslümanları da içine alması son derecede dikkate değer. Mevlana Celaleddin-i  Rûmî, bire bir anlamıyla Romalı Celaleddin, ama kavramsal anlamıyla Anadolulu Celaleddin demek. Celaleddin bugün Afganistan sınırları içindeki  Belh şehrinden Anadolu'ya göç etmiş, Konya'ya yerleşmişti. Ömrünü Anadolu’da geçirdiği için "Rûmî, Mevlânâ-i Rûm, Mevlânâ-i Rûmî”, müderrisliği dolayısıyla da Molla-yı Rûm” gibi unvanlarla da anılır. Demek ki, Anadolu'ya geldiği  on üçüncü yüzyılın ilk yarısında Rûmluğun Romalılıkla bağı kopmuştu.

      On beşinci yüzyıl şair ve mutasavvıflarından  Eşrefoğlu Rûmî'nin lakabı da buna benzer. Eşref Oğlu Mısır’dan Suriye’nin Hama kasabasına, daha sonra Anadolu’ya göç edip önce Manisa’ya, daha sonra da  İznik’e yerleşmişti. Tarihimizde daha başka Rûmiler de vardır.

   Divan şiiri ile eski nesirlerde Rûm, sadece  Anadolu'da yaşayan  halk için değil, Anadolu toprağı ya da Osmanlı ülkesi  anlamında da kullanılmıştır. Bâkî'nin şu  beytinde olduğu gibi:   

    Meddah olalı çeşm-i gazâlâlına Bâkî

    Öğrendi gazel tarzını Rûm’un şuârâsı

    Şair burada kendi kendini, daha doğrusu yazdığı gazelleri övüyor. Diyor ki, Bâkî sevgilisinin ceylan gözü gibi güzel olan gözlerini övmek istediği zaman hep gazel yazdı. O, gazel yazdıkça "Rûm’un şuârâsı", yani Osmanlı ülkesinin şairleri Bâkî'den gazel yazmayı öğrendiler.

    Nedim'in şu beytinde başka bir anlam damarı  görünüyor:  

    Tâ Cihân-âbâd'a vardı Isfahân mülkün geçüp

    Rûm'dan pervâz eden şi‘r-i terim anka gibi

    Isfahan'la kıyaslandığına göre, Anadolu'dan değil de, Istanbul'dan  uçan taptaze, güzel şiir anka kuşu  gibi Isfahan’ı da geçip tâ Cihân-âbâd şehrine ulaştı diyor Nedim.

   Rûm kelimesinin geçtiği daha birçok divan şiiri vardır.

   Bir de Osmanlı belgelerinde geçen şu Rûmlu tamlamalara bakalım:

Rûm ili; memleket-i Rûm; bûm-i Rûm (Anadolu toprağı); ahîyân-ı Rûm (Ahiler); mülk-i Rûm;  Kayser-i Rûm (Anadolu sultanı, Istanbul'u fethetmesinden sonra Fatih Mehmed'e verilen unvan); iklim-i Sultan-ı Rûm (Osmanlı sultanı, Niğbolu savaşını kazanmasından sonra Abbasi halifesinin Yıldırım Bayezid'e verdiği unvan);  şuârâ-yı Rûm (Osmanlı şairleri); ulema-yı Rûm; bacıyan-ı Rûm (Anadolu kadınları); abdalan-ı Rûm (Anadolu dervişleri); gaziyan-ı Rûm (akıncılar); Rûm atlılar; Rûm yiğitleri; leşker-i Rûm (askerler); imâd-ı Rûm (hattatlar);  eyalet-i Rûm (Amasya-Sivas-Tokat); Rûm Selçukluları (Anadolu Selçukluları); Bânû-i Rûm (Rum kraliçesi, Yavuz Sultan Selim'in annesi, II. Bayezid'in karısı Gülbahar Ayşe Hatun, Trabzon'daki Hatuniye Camii'nin kitabesinden), vb.   

     Rûmî:  1. Rumca.   2.  Osmanlı tezhip sanatında bir süsleme biçimi. Anadolu Selçukluları döneminde geliştirildiği söylenen bir süsleme biçimi olduğu için bu adla anıldığı sanılıyor. 

     Rûmî takvim: Roma takvimi. Julius Caesar'ın güneş yılına göre düzenlediği  Jülyen takvimi. Türkiye'de 1840'ta uygulanmaya başladı. "Mali takvim" de denir.  Avrupa'da  onaltıncı yüzyıla kadar uygulanmış, daha sonra yerini Gregoryen takvimine bırakmıştır.

    Rûmî altın:  Sultan II. Mahmud'un çıkardığı bir altın para.

    Rûmî şemse: Eskiden kitap ciltlerinin üstüne konan, güneşe benzediği için "şemse" adı verilen bir süs.

    Romeika: Pontus Rumcası, Yunancanın bir lehçesi.

    Rumeli Eyaleti: Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki Selanik, Üsküp, Ohri, Avlonya, Prizren, Yanya gibi Balkan şehirlerini içine alan geniş bölge topluca bu adla anılmıştır. Rumeli ağası,  Rumeli beylerbeyi, Rumeli defterdarı, Rumeli Emirü'l-ümerası, Rumeli kazaskeri  gibi devlet görevlileri bu bölgede görevlendirilirdi.  

   Rumeli türküleri: Osmanlı döneminde Trakya'dan başlayarak Macaristan'a kadar uzanan ülkelerde ve sınır boylarında yakılan türkülere denir. Kırım türküleri de bu dağara girer. Halk dilinde Rumeli bazen Urumeli diye sesletilir. Çok tanınmış bir Rumeli ezgisi olan bir hüseynî türkü "Çıkayım gideyim Urumeli'ne / Arzıhal vereyim Mehmet, Beylerbeyi'ne" diye başlar. Şehirli bir şair olan Orhan Veli de, halk diliyle yazdığı "Istanbul Türküsü" adlı şiirinde kelimeyi halk ağzındaki gibi kullanmıştır:

            Istanbul'da Boğaziçi'ndeyim,

            Bir fakir Orhan Veli'yim;

            Veli'nin oğluyum,

            Tarifsiz kederler içinde.

            Urumelihisarı'na oturmuşum;

            Oturmuş da bir türkü tutturmuşum

            (...)

    Istanbullular Istanbul'un iki yakası için yakın bir geçmişe kadar Anadolu yakası, Rumeli yakası derlerdi. Bir süredir, ne yazık ki, Rumeli yakası yerine Avrupa yakası denmeye başladı (özellikle radyo, televizyon yayınlarında). Buna göre, öbür yakası için de Asya yakası denmesi beklenirdi. Ama hayır, Anadolu yakası deniyor.  Neden acaba diye düşünmek gerekir. Birileri Asya geri bir yer, neden  Asyalı olalım, oysa Avrupa ileri diye düşünmüş olsa gerek. Yer adlarıyla oynama geçiştirilecek bir şey değil. Bana sorarsanız, bu ülke insanlarının bir bölümüne  özgü bir aşağılık duygusu bu!  Bu bir. Daha önemli olan ikincisi, tarihimizde, kültürümüzde o kadar kökleşmiş olan şu  kadim Rumeli kelimesini katletmektir bu.   

   Rûmeli kelimesi Rumelia, Roumélie, Rumelien yazımlarıyla sırasıyla İngilizceye, Fransızcaya, Almancaya da geçmiştir.

     Bu denemenin sonunda Rûm / Rûmî'nin buraya kadar verdiğim anlamlarından daha ilginç bir  anlamına yer vereceğim. Onaltıncı yüzyılın önemli bir tarihçisi olan Gelibolulu Mustafa Âli'nin Mevâidü'n-Nefâis fi kavâidi'l mecâlis adlı kitabını sadeleştirerek yayıma hazırlayan Orhan Şaik Gökyay bu eserde yazarın Osmanlı İmaparatorluğu bünyesinde yer alan milletlerin (cemaatlerin) ayırt edici özelliklerini, huylarını, övülecek ya da yerilecek yanlarını ele alırken  Türkler / Etrâk kelimeleri ile Rûm / Rûmî'yi aynı anlamda kullanmadığına dikkati çekiyor. Şöyle diyor kitabın önsözünde:

             Bu arada [Âli] "Türk" ve "Etrâk" diye adlandırdığı, Istanbul ve başka şehirler dışında yaşayan      Türkleri de, aşağı yukarı o çağın hemen hemen genel anlayışına uyarak küçük görmektedir. Onları, şehirlerde yaşayan ve okur-yazarlardan ayrı bir sınıf saymakta, köylerde ya da göçebe halinde yaşayan       ve milletin asıl mayası olan bu insanları kaba, bilgisiz ve görgüsüz olarak nitelemektedir. Buna karşılık,           şehirli okur-yazarları da  "Rumî" diye adlandırmakta, onları bütün başka soydan ve kandan olanlardan üstün bularak övmektedir. [1]

   Gökyay bu kitabın çeşitli yerlerinde "Türk" adının bir milletin adı olarak değil, yukarıdaki anlamlarında bir sıfat olarak kullanıldığına da dikkatimizi çekiyor. Ben de şunu  ekleyeyim: Âli'nin  "Türk"ü isim olarak kullandığı,  "Etrâk" dediği yerlerde bile "Türkler"le arasına mesafe koyduğu, onları kendinden saymadığı gözden kaçmıyor.     

   Osmanlı döneminde nice yüzyıllar boyunca Osmanlı havass'ının, okur-yazarlarının, hattâ Istanbullu ya da şehirli halkın dilinde "Türk" adının göçebe, dağlı, köylü, cahil, kaba saba,  oturmasını kalkmasını bilmez anlamlarında  kullandıklarını biliyoruz. Yazarın da bu izlenimde olması yadırganamaz. Burada asıl çarpıcı olan "Rûmîler" hakkında söyledikleri.  Kitabın bir bölümünde Rûmîleri, yani şehirli Osmanlıları nazım diliyle şöyle anlatmış:

      Hâsılı merdüm-i Rûmî yeğdir

      Dilkülenmekte Arab hod seğdir

      Gerçi kim tab'-ı Acem nazik olur

      Ekseri anların münafık olur               

      Hased-i buğz komaz Ervâma

      Âb ile âteşi kor bir câma

      Hâsılı şimdiki ezmâna göre

      Bulunan sâhib-i irfâna göre

      Rûm sâd-bâr Acem'den yeğdir

      Bu söze münkir olan seğdir

      Yani sâbıkta kibar-ı A'câm

       Fazlile bulmuş idi şöhret ü nâm

       Şimdi anlarda o hâlet yoktur

       Merd-i Rûmî'deki izzet yoktur[2]

  

      Orhan Şaik Gökyay şöyle sadeleştirmiş:

Sözün kısası, Rûmî iyidir, üstündür

Arap tilkilenmekte zaten köpektir 

Gerçi İranlılar  nazik tabiatlı olurlar

 Ama onların çoğu münafıktır, ara bozucudur

 Kıskançlığı, düşmanlığı Rûmîlere bırakmaz

 Ateşle suyu bir bardağa koyar

 Rumî, İranlıdan yüz defa üstündür    

 Bu sözü yalanlayanlar köpektir

 Demek istiyorum ki, eskiden İranlıların uluları

 Akıl ve bilgi ile ün salmışken

 Şimdi onlarda bu hal yoktur

 Rûmîlerdeki ululuk onlarda yoktur   

    Bir yabancı kelimenin, "Romalı"nın, tarihimizin değişik dönemlerinin bir gözlemcisi gibi hareket etmesi, bu derece içimize girmesi, "bizden" olması  olağanüstü bir  şey...

 

[1] Gelibolulu Mustafa Âli,  Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyâfet Sofraları (Mevâidü'n-Nefâis fi kavâidi'l mecâlis), yayıma hazırlayan O rhan Şaik Gökyay,  I. cilt, Tercüman 1001Temel Eser, Istanbul, 1978, s. 19.  Prof. Mehmet  Şeker bu metnin sadeleştirilmemiş basımını  da yayımlamıştır:  Gelibolulu Mustafa Âli ve Mevâ'idün -Nefâis Fî-Kavâ'idi'l-Mecâlis, TTK., Ankara, 1997.  

[2] Âli, age. 1. cilt, s. 152.  

 

Bülent Aksoy

2 Eylül 2022

SON EKLENEN MAKALELER

Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!