Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II

Türkçeye doğrudan doğruya Latinceden geçen terimlerin sayısı çok az.  Latince kökenli terimlerin nerdeyse tamamı  batı Avrupa'nın ulusal  dillerinden geçmiş.  Kavram Mutfağı'nda  1 Mayıs 2021'de yayımlanan aynı başlıklı  denememde Latinceden Türkçeye bu yoldan geçmiş olan bazı  terimlere yer vermiştim.  Bunlar   -reg-,  -rig-, -rect- kökünden türeyen terimlerdi.

    Latince kökenli pek çok kelimede yer alan /gen/ birimi de aynı derecede bereketli bir kaynak.  Tür, çeşit, soy sop, zürriyet, ırk demek  gen.  "Doğum", "köken" anlamına gelen Latince genus Eski Yunanca genos'tan çıkmış, dolayısıyla, işlenen köken  bir Greko-Romen ortak yapımı; hammaddesi Yunan'dan, işlenişi Latincenin ya da Latin dillerinin fabrikalarından.  Ama asıl kökeni bu dillerden çok daha eski: en eski biçimi Hint - Avrupa kök dilinde "doğurmak, meydana getirmek,  peyda etmek" anlamına gelen  *gen(e)  birimi.

   Bu köken birçok kelimede /gon/,  /gn/  sesleriyle biçimleniyor. Bazı dillerde /g/ sesi düşüyor, /nask/,  /nat/,  /niht; bazı dillerde de  /kün/, /kind/ sesleriyle kendini gösteriyor.  Batı dillerinde buradan türeyen  kelimelerin sayısı bir hayli. Biz burada sadece Türkçeye geçmiş olanlar üzerinde duracağız.

   Oksi-JEN (Yunanca  oxys,  "keskin, asit" + üretme: asit üreten).  Fransız kimyager Lavoisier (1743-1794) türetmiş terimi.  Türkçedeki kaynağı Fransızca  oxygène.  

   Hidro-JEN (Yunanca hydr, "su" + —:  su üreten). Yine onsekizinci yüzyılda, aralarında Lavoisier'in de bulunduğu bir grup kimyacının  türettiği bir terim. Türkçedeki kaynağı  Fransızca hydrogène.

  Homo-JEN (birimler Yunancadan;  Fransızcadan Türkçeye, homogène): aynı türden, aynı cinsten.

  Hetero-JEN (birimler Yunancadan; Fransızcadan Türkçeye, hétérogène):  ayrı, farklı  türlerden.  

  JEN-erasyon (Fransızcadan, génération): üreme, üretme, döl, zürriyet, göbek, nesil, kuşak.  Nesil varken, kuşak varken bugün birçok kimsenin her iki Türkçe kelimeyi de beğenmeyip bu Frenkçe kelimeyi hiç sakınmadan, adeta zevk alarak ağızlarına alabilmelerini anlamak büyük gayret gerektiriyor!  TDK sözlüğü ile Kubbealtı Lugati'ne de girmiş ne yazık ki.

  De - JEN-erasyon / De- JEN-ere / (Fransızca, dégénération, dégénéré): génération soy sop, kuşak olduğuna göre, bu da onun tersi olur: soysuzlaşma, yozlaşma. Osmanlı Türkçesinde "tereddî etmek", sıfatı ise "mütereddî".  Bir önceki kelime gibi bunun da faydası yok Türkçeye.

  JEN-eratör (Fransızcadan,  générateur):  TDK "üreteç" terimiyle karşılıyor.     

   Foto-JEN-ik (Yunanca  photo, "ışık" + meydana gelme: ışıkla meydana gelen, ışıkla görünen).  Fotoğraf makinesi 1839'da icat edilmiş, kelime  ilkin "fotoğrafçılık"  anlamında kullanılmış. "Fotoğraflarda iyi çıkan, güzel görünen" anlamı  bir yüzyıl sonra, 1928 dolaylarında ortaya çıkmış.  

  Rö-NE-Sans (Fransızcadan,  renaissance): re- "yeniden"  + Latince naissance "doğum",  nasci, "doğmak",  renasci, yeniden doğmak; yeniden doğuş.    

  NOel  (Fransızcadan noël): İsa peygamberin doğum günü.  Yaygın bir kız adı olan Natali de doğum günü demek.  

  CİNS (Arapçadan, cins):  Arapça cins'in kaynağı da Eski Yunanca genos.  Yunancadaki /g/ sesi Arapçada /c/ olmuş.

  GEN (Fransızcadan, gene): içinde bulunduğu hücreye yahut organizmaya özel bir etkisi olan, kuşaktan kuşağa,  hücreden hücreye geçen kalıtım öğesi. Kelimenin aslı pangene (pan, hepsi, tamamı  + gen); gen, terimin kısaltılmış biçimi.     

  GEN-etik (Almancadan, Genetik): genlerle geçen, soyaçekim, kalıtım bilimi.  

  GEN-om: gene + chromosome birimlerinin harmanlanmasıyla türetilen bir terim. Bir organizmanın kalıtım yapısındaki, genleri ile kromozomlarındaki genetik şifrelerin tamamı.   Her canlının hücrelerine yerleştirilmiş olan genetik program.

  JEN-osit (Fransızca, génocide; İngilizce genocide): soy, ırk + Latince cide, "öldürme": soykırımı.  Polonya doğumlu ABD'li Yahudi hukukçu Raphael Lemkin'in (1900-1959)  Nazilerin İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yahudileri  yok edişini tanımlayabilmek için 1944'te  türettiği hukuk terimi. 1948'de kabul edilen Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi Sözleşmesinde terimin içeriği  ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır.

  JAN-r (Fransızcadan, genre): tür;  tarz.  Frankofonlarımızın Türkçeye soktuğu bu kelimenin de  dilimize hiçbir hayrı olmadığı açık.

  GEN-eral:  kaynağı Almanca General. Avrupa ordularında albay ile mareşal arasındaki rütbelerin genel adı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1934'te kullanılmaya başlamıştır. Osmanlı ordusunda söz konusu rütbedeki askerlere topluca "paşa" denirdi;  fakat Osmanlıda paşa mutlaka askerî bir rütbe değildi, sivil paşa da olabilirdi. Günümüzde generallere, amirallere hâlâ "paşam" diye hitap edilmesi ilginçtir.  

  GEN-el: bu kelimenin asıl kaynağı batı dillerinde "umumi, genel"  anlamına gelen  general. Fakat Türkçedeki geniş, Uygurca ile daha başka Asyai Türk dillerinde bulunan ken- kelimesine  dayandırılarak türetilmiştir;  genlik, genleşme, gensoru da  aynı kaynaktandır.   

  JEN-erik  (Fransızcadan,  générique): yabancı dillerde birçok anlamı olan bir terim. Türkçede  sınırlı  bir  kullanım alanı var. Bir sinema filminin özellikle giriş bölümü;  film başlamadan önce, içeriği, türü hakkında genel bir fikir ya da ipuçları veren, sonunda filmin adının yazıldığı kısa açılış bölümü.

   Bir de son yıllarda televizyondaki futbol programcılarının kullandıkları bir deyim var: jeneriklik gol. Büyük ustalıkla atılan, yıllarca unutulmayan,  tekrar tekrar ekranlara getirilen, Genel Ağ'a konulan goller hakkında kullanılıyor; örneğin Brezilyalı Roberto Carlos'un 1997'de bir hazırlık maçında, topa verdiği müthiş falsoyla Fransa'ya attığı frikik golü. O halde "generiklik gol" futbol programlarının başındaki tanıtım resimleri, kareleri  arasına alınacak güzellikte gol demek oluyor.  

   CENT-ilmen (gentle, "soylu, kibar" + man, "kişi, erkek").  İngilizceden,  gentleman. Saygılı, görgülü, kibar erkek, beyefendi.

   krş. Türkçe janti, Fransızca gentil (soylu , saygıdeğer, zarif, kibar) kelimesinden. 

  GEN-try kelimesi de aynı damardan; üst tabaka, seçkinler, eşraf demek. Bu kelime de, ondan çıkan gentrification terimi de Türkçede kullanılmaz.  Ama bu ikinci terime karşılık olarak türetilen bir kelime son yirmi yılda bol bol kullanılır oldu: kentsel dönüşüm.   Gentrification için en uygun terim mutenalaştırma idi, kullananlar oldu, ama yayılmadı, çünkü üzerinde ısrar edilmedi; onun yerine daha fiyakalı, kulak okşayıcı bir söz olan "kentsel dönüşüm"  yaygınlaştırıldı. 

  JAN-darma (Fransızcadan, gendarme).  Gent de armes: gent, "ulus, halk" + armes, "silah":  "silahlı adamlar".  Askerî asayiş görevlisi. İlkin onsekizinci yüzyıl sonlarında Fransa'da kurulmuş olan kolluk kuvveti. Fransızca konuşulan bazı ülkelerde, eski Fransız müstemlekelerinde de kurulmuştur.  Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Türkçeye girmiş. Halk arasında "candarma" diye de söylenir.

  GEN-ius İngilizcede olağanüstü derecede zeki, dâhi demek; aynı kelime Fransızca ile Almancada da kullanılıyor. Bu kelime Türkçede kullanılmadığı halde, dilimize yansımaları var.   

   Latincede genius kelimesinin ilk anlamı doğum tanrısı. Daha sonra, anlam genişlemesiyle  bir insana doğduğu andan başlayarak göz kulak olan, onu koruyan tanrı yahut ruh;  özel yetenek; kâhince, peygamberce hüner; doğuştan yetenek, yaratıcı güç" anlamlarına geliyor. Onyedinci yüzyılın ilk yarısında doğuştan gelen olağanüstü zihin gücü ya da yetenek anlamında kullanılmaya başlıyor.   

   Génie eski şark masallarında geçen kurmaca kişilerden biri. Bu kelime (özellikle baştaki /g/ ünsüzü  /c/ ile seslendirilince) Arapça jinni (tekil) / jinn (çoğul) kelimesine hem anlamca, hem de ses bakımından büyük bir benzerlik gösteriyor. Bu yüzden, aslı Arapça olan Binbir Gece Masalları'nın Fransızca çevirisinde bu kelime kullanılmış. Periler gibi cinlerin de Türkçe masalların ana kişilerinden olduğunu biliyoruz.  Cin kelimesinin Türkçede Latincedeki anlamına uyan mecazi kullanımları var. "Cin fikirli", "cin gibi zeki", "cin tutmak / cinleri tutmak" gibi deyimleri hatırlayalım. 

   Öte yandan, Kur'ân sûrelerinden biri Cin Sûresi (Arapçası Al-Jinn) adını taşır. Bu sûre İngilizceye The Jinn  adıyla çevrilmiştir.  

   Divan şairi  Fuzulî'nin şaheseri olan Leylâ vü Mecnun  mesnevisinin başkişisi  Kays Leylâ'ya delicesine vurulunca halk ona "mecnun" demeye başlar. Yine Arapça jinn kelimesinden gelen mecnun, "cin çarpmasına uğramış, deli" demek.

    Türkçe cinnet de aynı kaynaktan, Arapça canna kelimesinden. Bu Arapça kelimenin de kaynağı "cin, göze görünmez varlık" anlamına gelen Aramca genǝyā. Söylemek gerekmez belki ama,  alkollü içki cin'in (İngilizcede gin) bu kelimelerle hiçbir ilintisi yok. Bu içkinin kokusu ardıç ağacından elde edildiği için, içkinin adı Hollandacada ardıç anlamına gelen genever kelimesinin  kısaltılmasından çıkmıştır.

  Ö-JEN-ik(s). İngilizceden eugenics (Yunanca eu, "iyi" + gen + -ics: iyi, sağlıklı genlerle doğmak, iyi genler bilimi, ırkın ıslahı). Avrupa dillerinin çoğunda küçük yazım farklılıklarıyla kullanılan  Eugene (erkek adı) ile Eugenia (kız adı) da aynı bileşenlerden kurulu, ikisi de "iyi, temiz soylu" demek.  

    Öjeniks bazı insanlarla bazı  grupları üstün, bazılarını da aşağı sayan, insanlığın  kalıtım yapısını "iyileştirmek" üzere başlatılan sözde bilimsel uygulamaların adı. Terim, iki Yunanca birimden kurulu. Bu uygulamanın geçmişi Eski Yunan'a kadar geriye uzanıyorsa da, kurama duyulan ilgi  asıl ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaşıyor; bu görüş, birçok Avrupa ülkesinin yanı sıra ABD'de, Kanada'da, Avustralya'da  uygulamaya sokuluyor. Modern öjeniks, "bilimsel ırkçılık"la bağdaştırılan bir uygulama.  Bu uygulamada, daha sağlıklı kuşaklar, daha üstün toplumlar  yaratmak amacıyla kalıtım  özellikleri, bu arada zekâ katsayısı (IQ değerleri) birbirlerine uygun kişilerin evlendirilmesi özendirilir; zekâ özürlüler, görme, işitme engelli kişiler ise kısırlaştırılır. Bu politikanın İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanya'sının da ilgi alanına girmesi olağandı.  O yıllarda bu politika Nazi Almanya'sıyla özdeşleştirildi. Nazi kamplarında toplanan yahudiler, çingeneler, eşcinseller, sakatlar, ruh ya da beden sağlığı yerinde görülmeyenler Alman ulusunun sağlığını bozabilecek unsurlar  sayıldı. Savaştan sonra, insan haklarının yeniden önem kazanmasıyla bu politika birçok ülkede terk edildi.      

   Öjeniks  terimi üzerinde dururken,  bu terimin kapsamına giren bir anekdottan bahsetmeden  olmaz.  Batılılaşma hareketinin belki de en ateşli temsilcisi olan Dr. Abdullah Cevdet (1869-1932), söylenenlere göre, "ırkımızı ıslah etmek için" Avrupa'dan "damızlık erkekler" getirilmesini istemiş.  Abdullah Cevdet'in bu sözü  günümüze kadar  tarih metinlerinde, tarih sohbetlerinde  yüzlerce kez anılmıştır.  Ama bunun doğru olmadığını ileri sürenler de var. Doğru olmadığını söyleyenlere göre, Abdullah Cevdet  ekonomide verimi artırmak için tarım alanında tecrübeli  yabancı ailelerin Türkiye’ye getirilmesiyle  fayda sağlanacağını söylemiş, ama bu görüşü çarpıtılarak basına yansıtılmış.  Her konuda olduğu gibi bu konuda da ikiye bölünmüş durumdayız!  Söyleneni doğrulayan da, yalanlayan da yazılar bulabilirsiniz basında.  Hilmi Ziya Ülken Abdullah Cevdet'in bu sözü söyleyip söylemediği konusuna girmeden,  onun görüşlerini  şöyle eleştirmiştir: 

            (...) A. Cevdet'e ışık gibi görünen nokta G. L. Bon'un 'melezleşme' teorisidir: mademki ırkların      melezleşmesi yeni ve canlı ırkların doğmasına imkân verebilir, öyleyse A. Cevdet'e göre ırkçılığın çizdiği tarihî kader  sınırını aşmaya ve gelecekten ümitlenmeye imkân vardır. Bu da Türk ırkının üstün       bir ırkla karışması ve melezleşmesidir. Irk hakkındaki peşin bir hükme saplanmış ve üzerinde hiçbir    tartışma yapmadan onu kabul etmiş olan Abdullah Cevdet, fikirlerinin sonuçlarında ne kadar sapık bir             noktaya ulaştığının farkında değildi.[1]  

    Ne var ki, Hilmi Ziya Ülken onun hakkında şunu da yazmıştı: "Abdullah Cevdet yorulmak bilmez bir yazardır. Henüz Türkiye'de Doğu ve Batı klasiklerinin tanınmadığı bir devrede ilk defa bunları tanıtmak ve memleket ölçüsünde bir Renaissance açmak için ilk çabayı yapmıştır."[2]    

   Bu tartışma kapanmadı.  Ankara'nın Çankaya ilçesinde bir caddeye Abdullah Cevdet'in adının verilmiş olması 2005 yılında tartışma konusu oldu.  Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi caddenin adını değiştirdi, aynı caddeye Prof. Yusuf Halaçoğlu'nun adını verdi. Konu mahkemeye götürüldü,  mahkemenin bu adı kabul etmemesi  üzerine caddeye yeniden eski adı verildi.  Belediye Meclisi direndi, aynı caddeye bu kez Prof. Aziz Sancar adını verdi. Gariptir, mahkeme bu adı kabul etti.  Ama konu yine mahkemelik oldu.  Gazetelerin haberine göre, dava temyize götürülmüştü.  Belediyenin sitesinde Çankaya ilçesindeki caddelerin (sokakların) adları arasında hem Aziz Sancar,  hem de Abdullah Cevdet adlarını  gördüm  daha sonra.  Son olarak, telefonla Ankara Belediyesini telefonla arayıp sordum.  Bana verilen cevaba göre, Ankara'da Abdullah Cevdet adının verildiği herhangi bir cadde ya da sokak yokmuş... 

Bülent Aksoy

28 Haziran 2021

 

[1] Hilmi Ziya Ülken,  Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi,  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul, 2019,  s. 366.

[2] Ülken, a.g.e.,  s. 355.