Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

Matematik Terimlerinin Kökenleri

 Matematik 

   Matematik terimi Eski Yunancadır. Kelime anlamıyla  "öğrenilmiş bilgi, öğrenilen şey" demek.  Terimin Yunancadaki en  eski biçimi, "öğrenmek" anlamına gelen  manthánein fiili. Bu fiilin en eski kaynağı ise,  Hint-Avrupa kök dilinde düşünme, düşünce demek olan   *men- *mon- *mn- ile, öğrenme anlamına gelen *mendh birimleridir. Tıp terimi mania (yani "mani", delilik), İngilizce memory (hafıza),  mind (zihin), Hinduizm ile Budizmden kaynaklanan Sanskrit  mantra da bu köklerden çıkıyor. Fiilin isim hali máthema "bilim, bilgi, matematik bilgisi, öğrenilen şey, ders" anlamına geliyor; bunun da sıfatı mathematikós, yani bilimsel. Bu Yunanca kelime Latinceye mathematicus, Fransızcaya  mathmetique, İngilizceye de  mathematic  yazımlarıyla geçiyor. Onyedinci yüzyılın ilk yarısında da terim İngilizcede mathematics olmuş, yani matematik  bilimi.

   Eski çağlarda bilim kavramı sayılar üzerinden akıl yürütmekle sınırlıydı; geometrik şekillerin ölçümünü, fizik, astronomi gibi bilimleri kapsıyordu. Fakat zamanla matematik kavramı soyutlaştı; nesnesinden soyutlaştırılmış sayı değerleri  üzerinden düşünme anlamını kazandı. Böylece matematik, felsefe ile birlikte, nesnesi olmayan iki disiplinden biri oldu.       

   Matematik Türkçeye yirminci yüzyılın ilk yarısında Fransızcadan geçmiş. Eski Türkçede bu bilime riyâ ziye denirdi. Okullarda okutulan dersin adı da buydu. 1920'li, 1930'lu yıllarda bu derse hâlâ riyâziye deniyordu.  Arapça kökenli riyâziye kelimesine çok benzeyen, yine aynı kökten gelen bir kelime daha vardır eski Türkçede: riyâzet.  Riyâzet nefsi köreltme, disiplin altına sokma, beden hazlarından sakınıp perhizle, kanaatkârca yaşamak demek. Yabani bir hayvanı terbiye etmek, huysuz atı eğitmek anlamına da gelen bu kelime buradan nefsi terbiye etmek anlamıyla tasavvuf  diline girmiş. Bu iki terim arasındaki bağlantıyı kurmak pek kolay değil. Öyle anlaşılıyor ki, riyâziye, riyâzet'in disipline sokma anlamcığından türemiş. Buna göre, matematik zihni sıkı bir düzene, bir disipline sokan bilgiler, dersler anlamına geliyor olmalı. TDV  İslâm Ansiklopedisi bu bağlantıyı şöyle açıklıyor:        

    Eflâtun felsefesinin etkisiyle Aristocu ilimler tasnifinin tesiri neticesinde matematik bilimleri kendi üstünde bulunan ilm-i ilâhîye bir hazırlık olarak görüldüğünden kök anlamı “alıştırma yapma” olan riyâze kelimesine teşbihen “zihni alıştıran ve hazırlayan” mânasında “riyâzî ilimler” olarak isimlendirilmiş, daha sonra kısaca bütün bu bilimlere riyâziyyât adı verilmiştir. Yenileşme döneminde ise riyâziyyât sayı ve miktarla uğraşan bütün bilim dallarını kuşatan bir isim olarak kullanılmaya başlamıştır, bugün de modern Arapçada kullanılmaya devam edilmektedir.

    Kelimelerin anlamı zamanla değişir, ilk anlamları da  bulanıklaşır. Fakat o çekirdek anlam aynı kökten çıkan başka terimlerde, deyimlerde hâlâ yaşamaya devam eder.  Gelişmiş dillerde bu olgunun sayısız örneği vardır. Yunanca manthánein kelimesinin çekirdek anlamı olan "öğrenmek" İngilizce ile Almancada kullanılan polymath (çok + öğrenmiş) kelimesinde yaşıyor. Birçok konuda  geniş bilgisi olan, bilgin anlamına gelir. 

    Bilim dalları yirminci yüzyılda pek çok alt dala bölündü. Daha önce geniş bir dalın kapsama alanına giren konular doğa ve toplum olaylarının çok karmaşık yapıları daha iyi kavrandıkça yeni dallar doğurdu. Oysa  Rönesans ile  yirminci yüzyıl arasında, "Rönesans insanı" diyebileceğimiz, birden çok bilimle uğraşan, çok geniş bir çalışma alanı olan bilim kişileri vardı. Örneğin, Britannica'da olsun, Wikipedia'da olsun, söz gelimi "filozof, matematikçi, hukukçu, dilbilimci, ilahiyatçı, polymath" sıfatlarıyla tanıtılan birçok düşünür bulabilirsiniz. O halde,  polymath  bir kimsenin yalnızca geniş bilgisini takdir etmek için değil, onun uğraş alanını tanımlamak için de kullanılan nesnel anlamlı bir terim. Buna çok yakın bir eski Türkçe kelime var: hezarfen.  Hezar, Farsçadan girmiş Türkçeye, "bin" demek; "fen" de bildiğimiz fen, yani "bilim, sanat". Bire bir anlamıyla "bin fen" demek;  yani Frenkçe kelime gibi, çok şey bilen, çok yetenekli, birçok hüneri olan kimse. Evliya Çelebi'nin tanıttığı Hezarfen Ahmet Çelebi  hayalî bir adamdı herhalde. Ama bu kelimenin bugün unutulmamasını herhalde en çok ona borçluyuz. Çok güzel bir kelime hezarfen. Yeri geldikçe kullansak, kelimenin üstündeki tozu biraz olsun silksek iyi olmaz mı?         

    Geometri

    (Ge: yer, yeryüzü, arazi + metria: ölçme; /o/, iki birimi birleştiren ses) birimlerinden kurulu bir terim olan geometri Eski  Yunancada yeryüzünün, yüzeylerin, arazinin ölçülmesi demek.  Aynı anlam birimini coğ rafya (yeryüzünün tasviri),  jeoloji (yeryüzü bilgisi) terimlerinde de görürüz. Bu terimlerdeki ge  birimi Yunan mitologyasında göğü temsil eden Uranus'a karşılık, yeryüzünü temsil eden ana tanrıça, toprak ana Gaia'dan geliyor.     

    Matematik gibi geometri de yirminci  yüzyılın ilk yarısında Fransızca géometrie üzerinden Türkçeye geçmiş. Atatürk'ün 1936'da yazdığı, birçok geometri terimini karşılamak amacıyla Türkçe terim türettiği kitabın adı da Geometri'ydi. 

    Osmanlı Türkçesinde bu bilime hendese deniyordu. Kelimenin sıfatı da hendesî. Bu terim 1940'lı yıllara kadar Türkçede kullanıldı. TDK'nin 1935'te çıkardığı Osmanlıcadan Türkçeye  Cep Kılavuzu adlı sözlükte hendese terimi hiçbir açıklamaya yer vermeden  hendese kelimesiyle karşılanmış. Demek ki 1935'te hendese Türkçe sayılıyordu. 

  Hendese kelimesini bugünkü kuşak bilmeyebilir, ama ondan türeyen bir kelime unutulmayacak kadar yaygınlaşıp dile yerleşmiştir: mühendis. Öyleyse mühendis geometriyi bilen kişi demek. Tanzimat'tan biraz önce açılan mühendis okulunun adı hendesehane idi.  Hendesehane daha sonra mühendishaneye çevrildi. Sultan III. Selim'in Nizâm-ı Cedit yapılanmasının bir adımı olarak 1795'te Hasköy'de açılan topçu okulunun adı Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun'du. Bu okul topçu ve istihkâm subaylarını yetiştiriyordu. Topçu, istihkâm sınıflarının geometri, matematik bilgileri gerektirdiği açıktır. Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'un ilk adı Hendese Odası'ydı. Tersane ile donanmanın geliştirilmesi için 1775'te kurulan bu okulda da öğretim matematik, geometri  ağırlıklıydı. 1883'te  Hendese-i Mülkiye Mektebi de  bugünkü Istanbul Teknik Üniversitesi'nin temelidir. 

      Aritmetik 

   Matematik öğrenimine aritmetikle başlanır. Bu da Yunanca. Kelimenin en eski kökeni Hint - Avrupa kök dilindeki *erei-dhmo-, onun sonek almış hali ise "sayı, sayı sayma, nicelik, akıl yürütme" anlamına gelen *re-  birimi arithmos; arithmētikē tekhné de sayı sayma sanatı demek. 

   Türkçeye yirminci yüzyılın ilk yarısında Fransızca arithmetique üzerinden girmiş. Türkçedeki eski adı "hesap", aynı zamanda okullardaki dersin de adı. Kelimenin aslı "hisâb". İlm-i hisâb aritmetik demek. İlm-i aded terimi de kullanılmış.  

     Trigonometri 

    Matematiğin başka bir dalı olan bu terim yine Yunancadan geliyor. Üç  parçalı bir kelime: "tri: üç + gōnia: açı, köşe + metron: ölçü, ölçme". Üç köşeli düzlemlerin, yani üçgenlerin ölçülmesi anlamına geliyor. Batı dillerine Latince üzerinden geçmiş. 

   Eski Türkçedeki karşılığı müsellesat (üçgen + Arapça çoğul eki), yani üçgenler hakkındaki  bilgiler. Müselles kelimesi bir hayli eskimiştir, ama aynı kökten çıkan teslis (hıristiyan inancındaki üçlü birlik kavramı) terimini birçok kimse bilir.  

   Terimin Yunanca adında geçen  nia birimini başka bir terimde de kullanıyoruz:  nye. Dik açıları ölçmeye yarayan dik üçgen biçimindeki araç anlamına gelen kelime marangozlukta da kullanılıyor. 

     Sıfır  

   Sıfır, matematikte  çok önemli bir kavram. Kelime Arapçadan öteki dillere geçmiş. Arapçadaki sifr,  hiç, boş, içi boş, sıfır  anlamında. Kavramın aslı Sanskrit s'unya, yine boş, hiç, sıfır demek.  Araplar kavramı bu dilden almışlar, ama kelimeyi kendi dillerine çevirmişler, dolayısıyla bu kelime Arapçadan.  Çekirdek anlamı aritmetikteki sıfır. Batı dillerinde onaltıncı yüzyılda, gizli yazışmalarda "şifre, kod" anlamında kullanılmış,  İngilizcedeki encipher (şifreleme), decipher (şifre çözmek) fiillerinde olduğu gibi. Çünkü bu türden gizli işlerde eskiden rakamlar harf yerine geçerdi. Daha sonra anlam genişlemesiyle bu kelime 0'dan 9'a kadarki rakamlar için kullanılmış. İngilizcedeki cypher ya da cipher  kelimesinin kaynağı Eski Fransızcadaki cifre, onun da kaynağı Latince cifra. 

    İngilizcede sıfır anlamına gelen zero da yine aynı Arapça sifr kelimesinden. Bu kelimenin tuttuğu yolun konakları şöyle: zero (İngilizce) < zéro (Fransızca) < zephirium (Orta Latince) < sifr (Arapça). Almanca Ziffer de Arapçadan tabii.

      Türkçe sıfır'ı matematikteki anlamıyla Arapçadan;  şifre'yi, deşifre'yi  Fransızcadan almış. Fransızca kelime de aynı kökten türeyen chiffre.

     Birçok mecaz türetmiş  fır. İngilizcede cipher hiçbir değeri olmayan, kendi iradesiyle hareket edemeyen,  başkalarının emirlerini yerine getiren kişi anlamına da geliyor.  Türkçede de buna yakın anlamları var: hiçbir değer taşımayan, verimsiz, olmayan, bulunmayan şeyleri "sıfır"la dile getiririz. Ayrıca, "sıfır noktası", "denize sıfır", "sıfıra sıfır (elde var sıfır)", "sıfırlamak", "sıfırcı" gibi deyimler  var.    

    Cebir 

    Cebir, İslam dünyasının  matematik bilimine bir katkısıdır. Matematiğin bu önemli dalı  ünlü  matematikçi el-Hârizmî'nin Kitâbü’l-Muḫtaṣar fî ḥisâbi’l-cebr ve’l-muḳābele  [Tamamlama ve Dengeleme ile  Hesaplamanın  Özlü Kitabı] adlı eserinden  kaynaklanıyor. Cebir kelimesi ilk kez burada kullanılmış. Dolayısıyla yepyeni bir "hesaplama" yolu matematik biliminde.  El-cebr sözlük anlamıyla Arapçada "kırık kemiği yerine getirme, düzeltme, onarma" demek; burada kesirleri tam sayıya çevirme anlamında. Bu kelimenin ikinci anlamına, yani "zorlama"ya aşinayız. Bu anlamı da  birinci anlamına pek uzak düşmüyor.  Mukabele ise, kelime anlamıyla "karşılama, karşılaştırma, bir örneğini verme" demek;  burada "denklem" kurulması anlamında. Terim, batı  dillerine algebra (yani Arapçanın belirlilik tanımlığı olan "al"ı da alarak) geçmiştir. Öte yandan, Hârizmî'nin kitabı Hint-Arap rakamlarının Avrupa'da tanınmasını da sağlamıştır; yukarıda açıklanan "sıfır" da bunlardan biri. Hârizmî İslam dünyasının batıda en çok tanınan matematikçisi.   

   Algoritma

   Yine Hârizmî'nin matematiğe kazandırdığı bir sayılara dökme ve hesaplama yöntemi. Onyedinci yüzyıl sonlarında  Avrupa dillerinde kullanılmaya başlamış. Algoritma, el Hârezmî, yani Harezmli demek. Terim onun aile adını taşıyor. Muhammad bin Musa al-Hârizmî'nin (780-850) bugün Özbekistan sınırları içinde bulunan Harezm'de (şimdiki adı Hive) doğduğu sanılıyor.  

    Bu Arapça terim Latinceye çevrilirken bir hataya düşülmüş. Yunancada sayı anlamına gelen arithmos ile karıştırılmış. Büyük matematikçinin adı geçen kitabı onikinci yüzyılda Latinceye çevrilirken, çevirmen kitabın yazarının adını  da Latinceleştirerek algorizmi diye yazmış, böylece Arapça kelimeyi tanınmaz hale getirmiş. Orta Çağ Latincesinde algorismus,  Eski Fransızcada algorithme, Orta İngilizcede algorism yazımları benimsenmiş.   

   Logaritma 

    Hesaplama işlemini kısaltan bir yöntem. Onyedinci yüzyıl başlarında kullanıma girmiş.  İskoç  matematikçi John Napier'in (1550-1617) matematiğe katkısı. Terimi türeten de o.  Napier yeni Latincede logarithmus diye adlandırmış bu işlemi. İki birimin birleştirilmesiyle elde edilen bir birleşik kelime bu. Terimin birimleri Yunancadan:  logos: oran, oranlama, hesaplama + arithmos: sayı. Logaritma, sayıların oranlanması anlamına geliyor. 

     Bütün bilim terimleri gibi matematik terimleri de gündelik dilde herkesin kullandığı kelimelere yeni anlamlar yüklenmesiyle elde ediliyor. Ama bu basit kökenler bilinmeyince terimler birden soyutlaşıyor,  yanına yaklaşılmaz oluyor, asık yüzlü hale geliyor.  Orta dereceli okullarda matematik dersini okutanlar bu terimlerin kökenlerini açıklayarak derslerine başlasalar matematik daha güler yüzlü bir ders olmaz mı?..   

Bülent Aksoy

5 Şubat 2021